14 Haziran 2012 Perşembe

Schweinsteiger vs Ben




Tanıdığım en profosyonel futbolcu Schweinsteiger, adını söylemesi bile güzel. Ben önce adının söylenişini ezberlediğimden de daha rahat oluyo tabi. Hiç duymamış biri varsa Şıvaynştayger gibi, bizim spikerler öyle diyo. Neyse. Sahada canını dişine takarak oynar bu adam oyununu, hırsını her zaman görürsün sahada her alandadır, takım oyuncusudur bi kere. Bi takımın başında olsam en istiyceğim adamdır hatta.

Üstelik filmlerde istisnasız sevimsiz çocuğu oynuyan sarı, kıl tipler var ya; onlardan biridir kendisi bakınca bi çağrışım yapar kanınız almaz ilk bakışta. İzleyen bilir buna örnek; Game Of Thrones'daki sarı piç işte... Aklıma geldikçe sinir oluyom. Ama Schweinsteiger herşeye rağmen sevdirmiştir kendini.

Bi muhabbet kuşum var sapsarı bişi, Kaçmiş bi yerden de eve girmiş bizde sahiplendik. Onu ilk gördüğümde adını Schweinsteiger koyayım dedim. Bence süperdi de pek kabul görmedi evde, gizli gizli isimler duyar oldum. En son sabitlendi tabi tek bi isimde. Onun gibi olsun da beni sinir etmesin dedim. Olmadı, ama onun gibi yanları da var. Salındığında evde ayak basmadık bi yer bırakmıyo fırlama. fakat Schweinsteiger gibi deil yine de bi disiplinli olamadı.

Schweinsteiger sevimsizdir falan ama iyi topçudur, bizimkisi sevimlidir ama çop pis ısırır. Kafesine girmez , yemeklerin içine girer sonra bi de kafana konar.

Schweinsteiger istikrarlıdır bildim bileli aynı takımda hep aynı mücadelesiyle , bizimkisi de istikrarlı hep öter durur, gecenin bi yarısı bi tıkırtı yapar adamı kıllandırır hiç neden yokken.

Schweinsteiger'in de bissürü sevilmicek yönü vardır da ben bilmem oralarını gördüğümle yetinirim, Görmek istediğim de odur onda zaten. Bu saatten sonra hayal kırıklığı yaratmaz bende. 

Bizim kuş da; kuş işte, ama beklentilerim vardı -ne de olsa yanımızda hep- Hala evde oldukça ilgilenirim. Anlaşır gibi de oluruz bazen.Sonra yine eskisi gibi. Ben bıraksam böyle olduğu gibi. Uçsa, ötse... 

Üstteki bu cümleler bi kaç aylık, yayınlamamışım ama yazmışım. Üstünden zaman geçti bi bakıyım dedim notlarıma görüverdim bunu da. Neler değişmiş neleer.
Bizim kuş kaçtı geçen ay kafesini temizlerken uçmuş gitmiş. Şaşırmadım gerçi hep bi asiydi. bizden biri gibi olmuştu ama hep bi sorun vardı. Neyse işte artık gitti. Ev daha sessiz sakin. konuşulan şeyler anlaşılıyo.  Gerçi varken de mutluyduk ama yokluğu daha bi iyi oldu sanki. Sıkıntısı da az değildi.  Bi sevdiriyosa, on bezdiriyodu.Neyse. Pencerenin önünde uçup nazire yapmadığı sürece sorun yok.Aman ha hele eve hiç gelmesin. Gitsin uçsun, yeni bi eve bile girebilir. Yeter ki ciklemesin tekrar evin içinde. Sevimli de olsa, bizim gibi kimse katlanmaz sadece güzel görünüşüne.

10 Ocak 2012 Salı


Açık Kaynaklı Gelecek!

video

Bu videoyu izlediğimde gerçekten şaşırdım. Benim için açık kaynak demek sadece bilgisayar yazılımlarından ibaretti (linux , unix gibi ) daha sonra wikipedia ve Mozilla gibi kuruluşların da açık kaynak kodlu olduğunu öğrenmiş ve mutlu olmuştum. Bu ise en yenisi ve gerçekten dikkat çekici.


Ne ki bu açık kaynak?


Hemen ufak bi yönlendirme yapıyım bknz: Vikipedi ve Ekşisözlük



Bir işletim sistemini ele alalım mesela, Orjinal bir Windows 7 işletim sistemi 200$ ve  bir tanesi bir kullanıcı için! Öğrencisi olduğum okul her yıl Windows'a işletim sistemi ve diğer yazılımları için 100.000$ gibi bir rakam ödüyor. Biraz daha genişletip Windows'un kullanım alanlarını düşündüğümüzde astronomik rakamlar gözünüzün önüne geliyordur mutlaka.


Şimdi videodaki konuya gelince açık kaynak ile tasarlanan bu projenin şimdilik belirlenen fiyatı 10.000$ bunu bir kişi üzerinden bile hesaplasak gerçekten çok açık bir fark var.


Alternatif bir dünya arayışı git gide artıyor belli ki, bunun önünde duracak mutlaka birileri vardır. Önünde durulmuyorsa da mutlaka bir sebebi vardır diye düşünülebilir, benim ilgilendiğim konuysa eğer bu dalga yayılırsa en azından şimdiye kadar pek çok yollarla kirlettiğimiz dünyamıza biraz nefes aldırabilirmişiz gibi. Daha çevreci ve daha kullanışlı ürünler sunuyor bu proje bizlere.


Açık kaynak geleceğimizi etkileyebilir, bunu yine kendi lehine çeviricek bir düzende olduğumuzu unutmamak gerek ama, yine de bir fark yaratıcağı ortada umarım bu umut veren gelişme, hızla yayılarak herkese ulaşmayı başarabilir.



7 Aralık 2011 Çarşamba

Biz neyden korkuyorduk?

Yakın geçmişimize baktığımızda insanlık yeni bir korkuyla sallanıyor. Robotlar ve makineler bunların başında. Bir diğer durum tabi ki işin özünde bilgisayarlaşmak! Hatta durumu baya ciddi ele alan bazı bilimciler Evrenin dev bir bilgisayar olduğunu savunuyorlar. Bu ayın Bilim ve Teknik dergisi bu konuyla ilgili güzel bir yayın yapmış tavsiye ederim.
Böyle bir konudan bahsedip Matrix filminden bahsetmemek kanımca yanlış olur .)
Şöyle bir filme dönüp ne oluyordu bakalım.
"Esas oğlanımız "Hacker" Thomas Anderrson yani bildiğimiz adıyla Neo allak bullak bir halde yaşamını sürdürüyor. Bilgisayarının başında uyurken "wake up Neo" mesajı geliyor. Mesajın uyan olması da hoş olmuş tabi .) herneyse. Morphues adında bir siyahi abi Neo'ya aklındaki soruları cevaplama vaadinde bulunuyor. Seçimini yapan Neo yaşadığı dünyanın bir program olduğunu öğreniyor. Gelelim seçim kısmına. Morpheus iki seçenek sunuyor Neo'ya. İlki bu yaşadığı dönemi unutturup "normal" hayatına dönmesini sağlıyacak olan mavi hap diğeri ise gerçek dünyaya merhaba diyeceği kırmızı hap. Şimdi sağdaki resme biraz odaklanalım. Çözünürlük çok iyi değil o yüzden yardım ediyim. sol gözünde mavi hap sağ güzünde ise kırmızı hap gözüküyor.
        Peki nedir bu gözlerin olayı.Sol gözümüzün kontrolü beynimizin sağ lobuna , diğer gözde sol loba bağlı. Beynimizin sol lobu bildiğimiz bilgisayar gibi işliyor. Verileri alıyor kaydediyor. Evrensel bir doğruluk ya da yanlışlık söz konusu olmasa bile onu düzeltmiyor, bir harddisk gibi kaydediyor daha doğrusu öncelikle Ram gibi çalışan Yakın geçmiş Belleğine gidiyor ordan da esas belleğe. Bu konuyu birazdan başka bir filmden beslenerek tekrar açıcaz kaldığımız yere dönelim şimdi. Bu kayıtlı bilgiler yeri gelince ağzımızdan dökülüveriyor tabi .) Beynimizin sol lobu ise muhakemenin, yaratıcılığın , duyguların merkezi. Bu iki parça da birbiriyle işbirliğinde biri diğerinin işini zorlaştırabilir, ya da kolaylaştırabilir, ama emin olabiliriz ki birisi bile olmadan olmaz :) herneyse az üstteki resme tekrar bakalım sol gözde mavi hap vardı. Yani yaratıcılığın olduğu bölüme tekabül ediyor bu. Neo'nun beynindeki kabuller çerçevsindeki gerçek dünyaya dönmesi demek oluyor bu. Öyle bir dünya da yaşamak beyindeki veriler çerçevesindeki dünya gerçekliği. Sağ gözünde ise kırmızı hap var. Bu da demek oluyor ki. Zihnindeki kabul edilmiş şeylerden kurtul gerçeği gör ve kısıtladığın duvarlar kurduğun daha doğrusu kurdurulmuş olan dünyanın halini gör. Bu değişim ileride baya etkili olucakda. Neo'muz tercihini yapıyor ve gerçeklerle yüzleşiyor.Veriler yıkılıyor yenileri işleniyor. Sağ loba temiz engelsiz bir alan açılıyor sonrası ise malum.

    Biz bilgisayarlaşıyor muyuz sorusunun kısmen cevabı oluyor sanki bu. Veriler dahilinde türlü engellerle yaratıcılığımız , sezilerimiz kısıtlanıyor. yaratıcılık azalıyor veriler ve ezberlerle çalışıyoruz. Neo temiz kafayla o dünya saydığı fizik kurallarını bildiği programda harikalar yaratıyor elbette, "veriler değişti yaratıcılığın önü açıldı :)". Kaşık olayı olarak anlatıcağım olayda bunlardan biri. Neo'ya bu şirin çocuk "Kaşığı bükmeyi düşünme , o kaşık zaten yok diyor". Yine aynı filmde Kırmızılı kadın vardır hatırlamayanınız yoktur onu hemen ona da bir bakalım yeri gelmişken.

Morpheus Neo'ya Dünyayı anlatıyor. şu repliklerle; “Matrix bir sistemdir Neo. O sistem bizim düşmanımızdır. İçerideyken etrafına bak, ne görüyorsun? İşadamları? Öğretmenler? Avukatlar? Marangozlar?( Kim bu marangoz acaba İsa mı? :) ) Kurtarmaya çalıştığımız insanların zihinleri. Ama biz onları kurtarıncaya kadar, onlar sistemin bir parçası ve bu onları bizim düşmanımız yapıyor. Anlaman gerekiyor, bu insanların çoğu henüz hazır değil, fişleri çekilemez. Ve onların pek çoğu fazlasıyla alışmış durumda, umutsuzca sisteme bel bağlamış durumdalar, öyle ki onu korumak için savaşacaklardır.” 
“Beni dinliyor muydun Neo? Yoksa kırmızılı kadına mı bakıyordun?” (Videoyuda barındıran üstteki farklı kısım alıntıdır!) Gelelim Videoya şimdi Neo olayları anlamaya çalışırken Kırmızı kıyafetli son derece seksi bir hatun kişi görülüyor. Neoda dikkat falan kalmıyor herkesin yapıcağı gibi kadına odaklanıyor. Bur durum özellikle de Hollywood'un çok iyi becerdiği sex temasını iyi özetliyor. Erken ergenliğe zorlanan insanlar, subliminal mesajlarla sekse gizli çağrılar. Düşünme, seviş durumu :) Matrix'te değiliz belki ama pek çok açıdan farklı bir dünya da değiliz sanki. Tamam uyanınca uçamıycaz belki Neo gibi ama en azından yüzmeyi öğrenebiliriz belki :)

3 Aralık 2011 Cumartesi

Kelam mı?


Blogum için yaptığım kısa araştırma sırasında yaratıcı blog isimleri gözüme çarptı, kelime oyunlarıyla dolu. Yine de sade bi blog ismi almak en mantıklısı olucaktı benim için. Ne var ki, aklımdaki isimlerin hepsi alınmış. Mecburi olarak kelime oyunlarına yöneldim tabi. Sonuç olarak “E yani bunu da mı aldınız?” dedirten blog ismi denemelerim oldu. Derken şu “kelam” kelimesi çıktı. Pek de bi hoşuma gitti duyduğumda. Körü körüne de yazmak olmaz tabi. Girdim nete , ne demek bu kelam acaba. Her gün kullanırız “iki kelam edelim” falan filan. Yok ama esas anlamı o değilmiş. Yine de böyle olması bende hoş bi his uyandırdı.

Neymiş peki bu kelam; “İslam” Bilimiymiş, Kelamcılar Allah’ın varlığını delillerle ispat etmeye uğraşan insanlarmış.

İlginç geldi.

İki Kelam edelim?

Bu durum biraz düşündüğümde ironik bi hal aldı. Ben burda Kelam diyorum. Yanlış anlaşılır mı? Umarım yanlış değil ; hiç bişey anlaşılmaz.

Peki öyleyse; “burda bişeye ulaşmaya, sonuçlar çıkarmaya çalışmıyacağım ne de olsa.”

Ne varsa içimden gelen yazmayı planlıyorum, kimseye dokunmadan, atışmadan, doğrusu bu demeden.    Sadece bu yeni bir uğraş hayatıma. Değer görürse de okurlara.

Kolay gelsin.